Ana içeriğe atla

MİT'in Son Kariyer İstihbaratçı Müsteşarı Emre Taner ve Darbe Komisyonu

8111754
TBMM’de Darbe Komisyonu’na davet edilen Milli İstihbarat Teşkilatı eski müsteşarı Emre Taner’in yaptığı konuşmaya ilişkin haberler ulusal medyada yayınlanmaya başladı. Taner’in konuşmasına bugüne kadar en geniş yeri Posta gazetesi verdi. Komisyon’un, 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’nin bağımsızlığına, varlığına, bütünlüğüne, anayasal düzenine, meşru hükümetini ortaya kaldırmaya yönelik darbe girişimi konusunda eski müsteşar Taner’e bu minvalde sorular yönelttiği anlaşılıyor. Dolayısıyla Taner’in MİT’in darbe girişimini önceden tespit edememesi ve kendisinden sonra MİT’te gerçekleştirilen FETÖ’cü kadrolaşma ile ilgili açıklamalarını ele alacağız.
Müsteşar Emre Taner, FETÖ/PDY’nin MİT’e sızmasına ilişkin şunları söyledi: “Dikkat ederseniz ben kendi çalıştığım dönem itibariyle sorumluluk hissediyorum.Ben[im] çalıştığım dönemde MİT’e FETÖ’nün sızması sıfıra yakındır. İsterseniz almazsınız, iyi incelersiniz almazsınız. Ondan sonrasını bilemem, ondan sonrasını daha sonraki yönetim cevaplayacaktır. Şimdi  “70 kişi, 80 kişi MİT’ten FETÖ bağlantılı diye ayrıldı.” denildiği zaman yani yadırgamamak mümkün değildir. Geçmiş döneme ait değildir, belki 2, 3, 5 kişi olabilir, ona bir itirazımız yok ama son dönemde bu girmelerin daha rahat ve fazla olduğuna dair bir izlenim vardır, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. MİT devlet kurumları içerisinde FETÖ anlamında ve diğer yıkıcı örgütler anlamında en temiz kalmış örgüttür. Milli İstihbarat Teşkilatı bu ülkenin namusudur, onun başındaki Müsteşar da o teşkilatın namusudur. Eğer bu iki namus bir araya gelmezse, güven duygusu sağlanmaz.”[1]
Sayın Taner burada çok önemli hususların altını çizmiştir. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın geleneksel tahkikat işlemleri son derece titiz şekilde yürütülmüş, devletin ve kurumun güçlü arşivlerinden yararlanılmıştır. Geçmişte Teşkilat’a atanan personelin sadece kendisi değil, ebeveynleri, kardeşleri, amcaları, dayıları, halaları ve teyzeleri dahil tüm yakınları son derece ayrıntılı olarak araştırılmıştır. Adaylar yazılı ve sözlü sınavlara, sağlık muayenelerine, teorik ve pratik becerilerini gösterecekleri eğitim programlarına tabi tutulmuşlardır. Ancak kapsamlı güvenlik soruşturmasını geçebilen, fiziksel, psikolojik ve sağlık açısından uygun adaylar sınavları geçebildikleri, eğitim programlarında başarılı olabildikleri takdirde kuruma alınmışlardır. Geçmişte kuruma atanan personel içinde doğrudan FETÖ/PDY’nin okullarında, dershanelerinde okumuş, yurtlarında kalmış kişiler değil, muhtemelen aile bireyleri veya akrabaları bir şekilde FETÖ/PDY unsurlarıyla irtibat kurmuş kişiler olduğu çok daha doğru bir tespit olacaktır.
Müsteşar Taner, MİT’ten FETÖ/PDY’ci 70-80 kişinin ihraç edildiğini, birkaç kişi dışında çoğunun 2010 yılı sonrasında yani Hakan Fidan’ın müsteşarlığı döneminde alındığını söylemekte. Hakan Fidan, 26 Mayıs 2010 tarihinde Emre Taner’in yerine müsteşar olarak atandıktan sonra Refik Saydam Hıfzı Sıhha Enstitüsü’nde görevli olup, 2007 yılında düzenlenen genel seçimlerde AKP’den Konya’da milletvekili aday adayı olan doğu kökenli bir arkadaşını Personel Başkanlığı’na getirdi. Ardından zaman zaman Personel Başkanlığı’na giderek personel başvurularını, alımlarını bizzat takip etti. Yani ne Fidan’ın ne de Personel Başkanlığına atadığı arkadaşının MİT’e alınan FETÖ/PDY’ci kadrolaşma konusunda sorumluluktan kurtulmaları mümkün değildir. Nitekim Fidan’ın MİT’in en hassas Elektronik İstihbarat Birimi’nin başına atadığı, ABD’de FBI/CIA bünyesinde eğitim görmüş,  Emniyet İstihbarat kökenli Basri Aktepe 15 Temmuz sonrasında FETÖ/PDY mensubu olduğu gerekçesiyle kurumdan ihraç edilmekle kalmamış, hapse atılmıştır.[2]  Taner’in “isterseniz almazsınız, iyi incelersiniz almazsınız.” sözü ise Fidan döneminde MİT’e atanan FETÖ’cülerin bilerek alındığını ortaya koyuyor. Zaten devlet düzeyinde milli güvenlik istihbaratı yapmakla sorumlu bir kurumun “aldanması, hata yapması” asla mümkün değildir.
Fidan’ın MİT’in geleneksel tahkikat sistemini bozmasının en somut örneklerinden biri de özel sektörden Basın Müşavirliği’ne atadığı Nuh Yılmaz’dır. ODTÜ’de Sosyoloji eğitimi alan Yılmaz Bilkent üniversitesinde Grafik-Tasarım Bölümü’nde master yapmış, ardından ABD’de George Mason Üniversitesi’nde doktora programına devam etmiştir. ABD’de 10 yıla yakın bir süre kalan, siyaset, savunma, medya ve lobi çevreleriyle bağlantılı Yılmaz hakkında MİT tarafından yapılan tahkikat menfi sonuçlanmıştır. Raporda, “Yılmaz’ın kuruma alınmasının karışık ilişkileri nedeniyle uygun olmayacağı ve geçmiş hiçbir istihbarat tecrübesinin bulunmadığı” kaydedilmiştir.[3] Fidan buna karşın Nuh Yılmaz’ı MİT’in Basın Müşavirliği’nin yanısıra Ahmet Davutoğlu’nun yönettiği BOP eksenli politikaları meşrulaştırma imkanı bulacağı analiz biriminin de başına geçirmiştir.
Bilindiği üzere George W.Bush, Jr. 2000 yılında ABD’de başkanlık seçimlerini kazanınca Donald Rumsfeld’i Savunma Bakanlığına atamıştı. 1990’lı yıllarda Bill Clinton’un dış politikasından rahatsız olan, Cumhuriyetçi Parti’de ve çeşitli lobilerde örgütlenen Yeni Muhafazakarlar, ABD’nin küresel çıkarlarına ulaşması için askeri kuvvet kullanmasını ısrarla istemişti. Nitekim Rumsfeld, Irak savaşını meşrulaştırmak için özel sektörden bir grup hukukçuyu Savunma Bakanlığı’nda kurulan Özel Planlar Bürosu (Office of Special Plans-OSP)’na almıştı. [4] Sözkonusu grup doğrudan İsrail Başbakanlığı’ndan gelen ve Amerikan güvenlik ve istihbarat sisteminden geçirilmeyen yanlı bilgileri kullanarak Beyaz Saray’ın savaş gerekçesini meşrulaştırmıştı.
Aynı şekilde sözde yeni Osmanlıcı ve mezhepçi politikalarla iktidar partisini Büyük Orta Doğu Projesi batağına sokan, parti ve hükümet programlarının dış politika metinlerini yazan Ahmet Davutoğlu’nun politikalarını meşrulaştırmak için Fidan MİT’i milli güvenlik çıkarları alanından uzaklaştırarak dış politikanın emrine soktu.[5] Bu amaçla tıpkı OSP’nin Irak savaşını meşrulaştırdığı gibi medyada Davutoğlu’nun BOP eksenli politikalarını öven yazılar yazan Nuh Yılmaz’ı da MİT’e atadı. İşin ilginç tarafı Yılmaz MİT’te sadece Basın Müşavirliği görevini üstlenmekle kalmamış, sözkonusu tespitleri doğrular şekilde, dış politikanın meşrulaştırılacağı bir analiz biriminin de başına getirilmiştir. Halbuki MİT’in Tetkik-Tahkik ünitesi Yılmaz’ın MİT’e atanmasının sakıncalı olduğunu resmen raporunda belirtmiştir.
Türkiye Mayıs 2010’dan bugüne kadar yüzlerce terör saldırısı ve intihar eylemi ile resmen savaş alanına dönmüştür. Davutoğlu’nun MİT ve dış politikayı destekleyecek diğer kurumların başına atadığı bürokratlar sadece ülkemizin milli güvenliğine zarar veren politikaların uygulanmasını meşru kılmak için üzerlerine düşen görevi yapmakla kalmamış, aynı zamanda kurumlarında FETÖ’cü kadrolaşmaya izin vermişlerdir. Dolayısıyla Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu ağır bunalımın başlıca sebebi FETÖ/PDY, onlarla işbirliği yapan yeni Osmanlıcı ve mezhepçi BOP uygulayıcıları ve onların bürokratlarından başkası değildir.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın geçmiş liderler gibi siyaseten hataları olsa da Türkiye’nin milli güvenliği açısından bu dönem desteklenmeleri önem taşımaktadır. Ancak liderlerin zaman zaman danışmanlarının ve mevcut bürokratların sağladığı bilgi çerçevesinden dışarıya çıkmalarında fayda görülmektedir. Türkiye’nin bağımsızlığı, varlığı, bütünlüğü ve geleceği için son derece yaşamsal günlerden geçtiğimiz bu süreçte devletin en üst makamlarının Emre Taner gibi deneyimli kariyer istihbaratçılardan istihbarat ve güvenlik konularında destek almalarında fayda bulunmaktadır.


[1] ‘Gülen’in evine dakika farkıyla girdik, yatağı sıcaktı’, Posta Gazetesi, 11 kasım 2016, http://www.posta.com.tr/gulen-in-evine-dakika-farkiyla-girdik-yatagi-sicakti-haberi-1241455
[2] TİB’in kurucusu olan Basri Aktepe tutuklandı, Sabah gazetesi, 09.09.2016, http://www.sabah.com.tr/gundem/2016/09/09/tibin-kurucusu-olan-basri-aktepe-tutuklandi
[3] Star gazetesi yazarı Nuh Yılmaz MİT’e transfer oldu, T24, 15 Ağustos 2013, http://t24.com.tr/haber/star-gazetesi-yazari-nuh-yimaz-mite-transfer-oldu,236950
[4] Bkz.Körfez Savaşları’nda İsrail ve Yahudi Lobilerinin Rolü, 21.Yüzyıl Türkiye Dergisi, http://www.21yyte.org/assets/uploads/files/YAhudi%20%C4%B0srail%20Lobisi.pdf
[5] Bkz. Erhan Canikoğlu, Milli İstihbarat Dış Politika Kıskacından Çıkarılmalı!, 11 haziran 2016, http://intelturk.com/2016/06/11/milli-istihbarat-dis-politika-kiskacindan-cikarilmali/
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

MİT’te Yapısal Değişiklikler ve Stratejik Analiz Başkanlığı

Dr.Erhan Canikoğlu Ankara, 20/06/2016

Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Varşova Paktı’nın feshinin ardından başta NATO olmak üzere bölgesel savunma örgütleri ve Batılı devletlerin savunma, istihbarat ve güvenlik kuruluşları kendilerini yeni güvenlik ortamına uyumlu hale getirmeye başladılar. Doğudan konsanvisyonel askeri saldırıya ve nükleer ilk vuruş stratejisine karşı Avrupa-Atlantik bölgesini savunma görevini üstlenen NATO konsept ve stratejisinde değişiklikler yaptı. NATO’nun yeni güvenlik ve savunma doktrinleri terör, nükleer malzeme kaçakçılığı, etnik, dini ve mezhep savaşları, insan, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi yeni tehditlerle baş etme yeteneğini geliştirmeyi hedefliyordu. NATO, ulaştırma, haberleşme ve bilişim alanında yaşanan gelişmelerin sayesinde suçların sınır aşan niteliğe kavuşması üzerine bunlarla mücadele için çeşitli işbirliği platformları oluşturdu. “Alan dışı” harekat konseptiyle Balkanlar’daki savaşlara müdahale etti. Doğuya doğru giderek genişledi. Orta v…