Ana içeriğe atla

Milli İstihbarat Teşkilatı'nda Değişim Zorunluluğu ve PDY ile Mücadele

fidan gülen ile ilgili görsel sonucu
Dr.Erhan Canikoğlu
Ankara, 9/06/2016

Milli İstihbarat Teşkilatı son altı yıl içerisinde devletin, milletin ve ülkenin güvenliğini sağlama görevinden hızla uzaklaştı. Devlet düzeyinde milli güvenlik istihbaratı yapması gereken kurum muhalefet partilerini, işadamlarını takip eden, Ortadoğu ve Afrika coğrafyasında rejim değişikliklerine taraf olan, dinci ve cihatçı teröristlerle işbirliği yapan bir kuruluş imajı vermeye başladı. Bunun başlıca sorumlusu birileri tarafından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dikkatini çekeceği görevlere getirilen Müsteşar Hakan Fidan’dı. Fidan’ı Erdoğan’a Beşir Atalay ve Ahmet Davutoğlu gibi parti içinde farklı gündemleri bulunan siyasilerin empoze ettiği ileri sürülmektedir. Bununla birlikte Fidan’ın TSK’dan emekli olduğu 2001 yılından itibaren MİT Müsteşarlığı hedefine dönük ilerlediği, bu süreçte çeşitli iç ve dış çevrelerden destek aldığı vurgulanmaktadır.

Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarlığı dönemi Türkiye’nin milli güvenliği, devlet sırları, stratejik hedefleri ve mahremiyeti açısından birçok kez skandallara yol açmıştır. Mavi Marmara olayında İsrail’in tepkisinin öngörülememesi, iki güzide pilotumuzun şehit olduğu Suriye’de düşürülen uçağın MİT’in talebi üzerine görev uçuşuna çıkmış olması ve MİT’in gerekli bilgileri elde edememesi üzerine uçağın ikinci kez bölgeye gönderilerek düşürülmesine sebep olunması, güneydoğuda geçimlerini kaçakçılıkla sağlayan onlarca vatandaşın terörist sanılarak öldürülmesi, Ortadoğu ve Afrika coğrafyasında rejim değişikliği çabalarına girişilmesi, Suriye’de dinci terör unsurlarının desteklenmesi, Suriyeli muhaliflere gizlice silah ve mühimmat taşıma işinin ortaya çıkarılması, PKK ile yapılan temas ve görüşmelerin gizliliğinin sağlanamaması, muhalefet partilerinin ve işadamlarının yasadışı şekilde izlenmeleri, İstanbul, Ankara, Diyarbakır, Hatay gibi kentlerde meydana gelen büyük bombalı saldırıların önlenememesi ve daha birçok başarısızlık Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarlığı döneminde yaşanmıştır.

Fidan’ın MİT Müsteşarlığı dönemine ilişkin son derece ciddi üç sorun daha bulunmaktadır. Birincisi Fidan’ın Erdoğan’ın ilgisini çekecek makamlara getirilmesi sürecinde Gülen Cemaati ile bağlantısı bulunduğu iddiasıdır. Nitekim Fidan MİT Müsteşarı olduktan sonra Gülen Cemaati ile bağlantılı MİT mensuplarını ya da akrabaları Cemaat ile bağlantılı kişileri kritik görevlere getirmiştir. 17-25 Aralık sürecinden sonra hükümetin Gülen Cemaati’ne karşı kesin kararlılığına rağmen Fidan MİT yönetimine çocuklarını Cemaat okullarına gönderen, kurum içerisinde terfi için Cemaat ile bağlantı kuran kişileri atamakta sakınca görmemiştir. Bu kişiler ise sözde Cemaat ile mücadelede güvenilir kişiler oldukları için üst makamlara getirildiklerini ihsas etmektedirler. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gülen Cemaati ile mücadelede yalnız bırakıldığı şikayeti son derece haklı gerekçelere dayanmaktadır.

Fidan’ın MİT içinde yol açtığı ikinci büyük sorun kurumu kontrol ve denetim altına alabilmek amacıyla uyguladığı kadrolaşma politikasıdır. Fidan, bu süreçte devletin milli güvenlik reflekslerini bilen, uzun yıllar kurumda çalışmış, geçmişle gelecek arasında köprü işlevi görecek, zorlu zamanlarda hükümete destek olacak bilgi ve donanıma sahip yöneticileri ve gelecek vadeden personeli tasfiye etmiştir. Bunların yerine kuruma kendisinin güvendiği, ancak devletin güvenliği açısından risk taşıyan arkadaşlarını atamıştır. Öte yandan istisnai atama usulü rutin hale getirilerek Bakanlıklardan, resmi kurum ve kuruluşlardan, özel sektörden çok sayıda vasıfsız personel naklen MİT’e atanmıştır.  Yine ilk atamalarda da (ya da personel alımlarında) öncelik eğitim, donanım ve beceriye göre değil, belirli özel amaçlar çerçevesinde gerçekleştirilmiştir.

Fidan’ın üçüncü büyük hatası kurumda geri kalan haber toplama ve analiz birimlerindeki personeli küstürmesi ya da baskı altına aldırması olmuştur. Fidan ve arkadaşları kritik pozisyonlarda görev yaparken, nitelikli MİT mensupları uygun olmayan yerlere ve pasif görevlere atamışlardır. Böylece kurum içi hiyerarşik yapılanma ve kadrolar milli istihbarat vizyonu ve misyonu doğrultusunda değil, Fidan ve arkadaşlarının farklı gündemlerine göre şekillendirilmiştir. Fidan’ın arkadaşları içeriye “sözde Başbakan’a hizmet için kurumda bulundukları” mesajı verirken, çok daha farklı amaçlarla, bilgi ve belge toplamaya, kadrolaşmaya yönelmişlerdir. Bu durum devletin milli çıkarlarına en büyük rahatsızlığı veren Gülen Cemaati’ne mensup kişilerin faaliyetleriyle kesişmiştir.

Gülen Cemaati’nin bireysel bir aktör olmadığı 1990’lı yıllardan itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri’nin savunduğu bir argümandı. Buna göre Gülen Hareketi yurtdışındaki okullarla küresel düzeyde güç elde ederken asıl hedefi Türkiye’de devleti ele geçirmekti. Nitekim Cemaat kurslar, dershaneler, okullar ve ışık evleri gibi platformlarda başarılı öğrencileri devşirirken amacı ileride kamu yönetimine, yargıya, sivil ve askeri bürokrasiye nüfuz etmekti.  Cemaatin bir diğer stratejisi ülke içinde ve dışında ekonomik ve ticari alanda söz sahibi olmaktı.  Bu amaçla meslek odalarına, derneklere, işadamları örgütlerine ve sair kuruluşlara hulul etti.  Cemaat, iktidar partisi içerisindeki kimi bakanlar, milletvekilleri ve belediye başkanları vasıtasıyla bu amacına ulaşma yolunda çok önemli başarılar sağladı.

Gülen Cemaati’nin en önemli hedeflerinden biri de Milli İstihbarat Teşkilatı idi. Zira kurumun geleneksel kadroları asker ve sivil personelin çocukları ile son derece güvenilir kaynaklardan temin edilen personelden oluşmaktaydı. Personel alımları son derece hassas ve birçok kaynaktan denetlenen tahkikatlar sonucunda yapılmaktaydı. Dolayısıyla Fidan’dan önce Gülen Cemaati ile bağlantılı olan kadrolar Cemaat’in hükümet nezdindeki gücünden yararlanarak üst makamlara gelmeyi hedefleyen personel ile Cemaat ile bağlantılı kişilerin yakınlarında ve akrabalarından oluşmaktaydı. Fidan’ın MİT Müsteşarlığı’na atanmasıyla birlikte kurum içinde bizzat yönettiği kadrolaşma hareketi Cemaat’in  çıkarlarıyla kesişti.

Fidan, Cemaat’in Silahlı Kuvvetler ve diğer kurumlarda hükümetin gücünü arkasına alarak yürüttüğü dönüştürme politikasını Milli İstihbarat Teşkilatı’nda bizzat uyguladı. Personel Başkanlığı’na atanmasını sağladığı arkadaşı ile birlikte bu dönüşüm sürecini her türlü yolu deneyerek yönetti. Teftiş Kurulu’nu yeni yönetimin tetikçisi haline dönüştürdü. Hukuk Müşavirliği’ne getirdiği arkadaşı ile Teftiş Kurulu tarafından yapılan haksız ve hukuksuz soruşturmalar sonucu tasfiye edilen personelin hak arama taleplerini engelledi. MİT Hukuk Müşavirliği, İdari Mahkeme ve Danıştay nezdinden yoğun kulis yaparak ve hakimleri aldatarak hukuksuz işlemlerinin yargıdan dönmesini önledi. Bugün dahi sözkonusu haksız ve hukuksuz uygulamalar hız kesmeden sürmektedir. MİT yetkilileri bu faaliyetlerini Cumhurbaşkanı ve hükümetin yanında olmalarının bir sonucu gibi göstermeye çalışırken, aslında tam tersine devletini ve ülkesini seven, milli menfaatlere bağlı personelin devlet sisteminden ihracına yol açmışlardır. Bunların tümünün rastlantı ya da basit hataların sonucu olarak sunmak asla gerçekçi değildir.

İktidarın PDY ile gerçek anlamda mücadelesi için bürokrasinin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Ancak bunun için öncelikle MİT, Silahlı Kuvvetler ve Emniyet birimlerinden başlamak önem taşımaktadır. Zira Cumhurbaşkanı’nın ve hükümetin PDY ile mücadelede başarılı olması için öncelikle güçlü, güvenilir ve yeterli bir istihbarat teşkilatına ihtiyaç vardır. Bugün MİT’in üst yönetiminde bu nitelikte personel sayısı son derece az olup, üstüne üstlük geçmişte Cemaate yakınlığı ile öne çıkmaya çalışan yetkililer mevcuttur. Dolayısıyla Beştepe ve Çankaya arasında güvenin her yönüyle tesis edildiği bu dönemde MİT içindeki kripto Cemaatçilere karşı son derece duyarlı olunması önem taşımaktadır.

Bu amaçla Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın  güven duyulan yeni bir Müsteşar belirlemeleri, Mayıs 2010’dan itibaren kurumdan değişik nedenlerle ihraç edilen, emekliliğe zorlanan Müsteşar Yardımcısı, Başkan, Daire Başkanı ya da daha alt düzeyde personelin gözden geçirilmesi, bunların bir kez daha güvenlik soruşturmasına tabi tutulması, ardından baş başa mülakatlar yapılması,  herhangi bir kliğe mensup olmayan ve geçmişinde gri noktalar bulunmayan nitelikli personelin hem yeni Müsteşar’a destek olması hem de kurumun geçiş sürecinin sağlıklı bir şekilde yönetilmesi amacıyla yeniden değerlendirilmeleri elzem görülmektedir.

./.





Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

MİT’te Yapısal Değişiklikler ve Stratejik Analiz Başkanlığı

Dr.Erhan Canikoğlu Ankara, 20/06/2016

Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Varşova Paktı’nın feshinin ardından başta NATO olmak üzere bölgesel savunma örgütleri ve Batılı devletlerin savunma, istihbarat ve güvenlik kuruluşları kendilerini yeni güvenlik ortamına uyumlu hale getirmeye başladılar. Doğudan konsanvisyonel askeri saldırıya ve nükleer ilk vuruş stratejisine karşı Avrupa-Atlantik bölgesini savunma görevini üstlenen NATO konsept ve stratejisinde değişiklikler yaptı. NATO’nun yeni güvenlik ve savunma doktrinleri terör, nükleer malzeme kaçakçılığı, etnik, dini ve mezhep savaşları, insan, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi yeni tehditlerle baş etme yeteneğini geliştirmeyi hedefliyordu. NATO, ulaştırma, haberleşme ve bilişim alanında yaşanan gelişmelerin sayesinde suçların sınır aşan niteliğe kavuşması üzerine bunlarla mücadele için çeşitli işbirliği platformları oluşturdu. “Alan dışı” harekat konseptiyle Balkanlar’daki savaşlara müdahale etti. Doğuya doğru giderek genişledi. Orta v…

İstihbarat'ta Devlet Vatandaş İşbirliği

Bülent Özdemir, Klinik Psikoloji
İstihbarat bir devletin varlığına, bağımsızlığına, bütünlüğüne ve anayasal düzenine karşı içten ve dıştan gelecek her türlü tehdidin önceden tespit edilerek devlet, ülke ve millet açısından büyük ve önlenemez bir tehlikeye dönüşmeden önlenmesi için önceden tedbir alınmasına olanak tanır. Devlet memurları eliyle yönetilen istihbarat faaliyetlerinde teknik araç gereçler kadar canlı kaynaklar son derece önemlidir. Bununla birlikte bazen bilinçli bir vatandaşın küçücük bir katkısı son derece yaşamsal tehlikelerin oluşmasını önleyebilir.
Mikro kelime itibariyle genelde ekonomi alanında kullanılan iktisadi bir kelime olsa da ülkemizin içinde bulunduğu hassas durum itibariyle istihbarat  alanında kullanılabilir. İstihbarat alanına mikro düzeyde sağlanacak bir destek bazen çok şeyi değiştirebilir.
Ülkemizde son dönemde istihbarat sisteminin yenilenmesi yönünde çalışmalar yapılmakta. Sözkonusu çalışmalar yapısal ve görevle ilgili temel değişiklikleri içermekte. Da…