14 Temmuz 2016 Perşembe

İntihar Eylemleri Nasıl Engellenir?



Hasan Mesut Önder
USTAD Ortadoğu Uzmanı
14/07/2016
                                 
Atatürk havalimanı saldırılarından sonra, bazı güvenlik uzmanları, istihbarat ve güvenlik sistemi oldukça gelişmiş ABD ve İngiltere gibi ülkelerde de benzer olayların yaşandığı, bundan dolayı bu tarz eylemleri engellemenin çok zor olduğu ve terörle yaşamaya alışmak zorunda olduğumuza dair açıklamalar yaptılar. Sorun yaratan güvenlik ve istihbarat modelini gözden geçirip onardıktan sonra terör, hiçbir toplum için alışılması gereken bir sorun olmaz. Peki,Türk istihbarat sisteminin cevap veremediği bu yapısal ve örgütsel sorunlar nelerdir? Son bir yıl içinde yaşanan terör eylemleri incelendiğinde,Türk güvenlik aygıtının; istihbarat modeli, üretimi ve elde edilen ürünün dağıtımı konusunda sıkıntılar yaşadığını söyleyebiliriz.

Genelden özele doğru sorunları ele aldığımızda, güvenlik örgütlerimizin, istihbaratı ele alış biçiminin biraz sorunlu olduğunu söylemek mümkün. Doğası gereği terör tehditlerine odaklı çalışma sistemine sahip olan kurumlarımız, polis örgütü refleksi ile olayları ele almakta ve karşılaştığı sorunlara karşı savunmacı, reaktif istihbarat anlayışı ile hareket etmektedir. 

Reaktif istihbarat;  bir eylemin hazırlık ve icra aşamasında, olayla ilgili elde edilen veriler ışığında, eylemin hasarını minimize etmeye yönelik faaliyetler olarak açıklanabilir
Terör eylemleri; hazırlık ve icra aşamasında bir yerde ön alıcı polisiye tedbirler geliştirmek sureti ile eylem engellenmeye çalışılır. Bu yaklaşım klasik terör örgütlerinin eylemlerine karşı çözüm sağlamaktadı, ancak mekân algısı olmayan, çok uluslu yapıdaki yeni terör türüne karşı başarı sağlamak mümkün değildir. Bu yeni terör türüne karşı uygulanması gereken yeni istihbarat konsepti: proaktif istihbarattır. 

Proaktif istihbarat, asimetrik yapısı ile ön plana çıkan terör gruplarının, sorunun kaynağı olan merkezlerine yönelik kontrol ve dönüştürmeye yönelik atılacak adımların toplamıdır.Proaktif istihbaratın kurucu unsurları, hedefin tam olarak kontrolü, örgütün ideolojisinin biçimlendirilmesi ve örgütün sosyal tabanı ile bağının kopartılarak tasfiyesidir.Yani bu istihbarat modelinde, örgütün yarattığı tehditle uğraşmanın yanında, örgütün kaynağını kurutmak ve dönüştürmek gerekir. 

İstihbarat servislerimizin, yeni terör türüne karşı mücadelede yaşadığı en büyük sorun, örgütlere karşı davranış simetrisi içinde olmaktır. Davranış simetrisi, hasım bir servisin terör örgütünü araç olarak kullanarak istihbarat örgütünün tüm çalışma temposunu yaratılan tehditlere odaklayarak, başka sorun alanları ile ilgilenemez duruma düşürmektir. Örneğin PKK tehditleri ile boğuşan Türk istihbarat servisi, tehdit odaklı çalışma prensibi ile hareket ederse, diğer terör eylemlerine yeterince zaman ayıramaz ve istihbarat zaafı ortaya çıkar. Bundan dolayı, istihbarat servisleri kendi gündemi doğrultusunda, tehditlere yönelik proaktif istihbarat yöntemi geliştirmelidir.

Güvenlik bürokrasimizin sorun yaşadığı ikinci husus istihbarat üretimidir. İstihbarat üretimi; politika yapımı için ihtiyaçların tespiti, planlama, toplama ve analiz süreçlerinden oluşur. Siyaset kurumunun politika oluşturabilmesi ve yeni ihtiyaçları tespit edebilmesi için istihbarat teşkilatlarının, terör örgütünün stratejik hedefleri, imkân ve kabiliyeti, örgütün komuta kademesinin biyografik özellikleri ve bütün bu güç potansiyelini kullanmak için gerekli olan niyet ve isteklerini net bir biçimde ortaya koymalıdır. İhtiyaçlar tespit edildikten sonra toplama süreçleri başlar. Bilgi toplama süreci insan unsuru ve teknik araçlarla yapılır. Ancak teknolojik araçlarla izlenmesi zor olan IŞİD gibi örgütlerde insan kaynağı önem arz eder. 

Yaşadığımız terör olayları incelendiğinde veri toplamada ciddi eksiklikler olduğu görülüyor. Bazı basın yayın organlarında MİT’in, Atatürk hava limanında yaşanan saldırıyı haftalar öncesinden yer belirtilerek gerekli birimlere ilettiği yönünde haberler yayınlandı. MİT bu bilgiyi paylaşmışsa "istihbarat zaafiyeti yoktur" diyenler çıkabilir. Bu olayda ve son bir yıl içinde yaşadığımız terör olaylarında ciddi istihbarat zaafiyeti bulunmaktadır. Zira haber raporlarında ya da dış makamlara gönderilen istihbarat notlarında; olayın nerede, ne zaman, nasıl, kim/ kimler tarafından yapılacağı ile ilgili ayrıntılı bilgiler veriler bulunmalıdır. Sadece bir olayın nerede gerçekleşebileceğine yönelik bilgi, spekülatif nitelikli bir uyarıdan öteye geçemez. Çünkü eylem hücrelerine gerektiği gibi hulul edilemediğinden, mevcut kaynaklar vasıtasıyla elde edilen kopuk bilgileden istifade edilmek zorunda kalınır. Böylece eksik bilgiler yorum ve değerlendirmelerle tamamlanır. Söz konusu tahmin ve yorumlar nitelikli istihbarat sayılmaz. Bu tür muğlak ihbarlar arttıkça güvenlik kuruluşlarının dikkatleri ve konsantrasyonları bozulur. 

Nitelikli haber toplama için, hedef örgütün bütün katmanlarına ve eylem hücrelerine sızılmalıdır. Bunun için yapılması gerekenler:

1.Terör eylemlerini planlayan komuta kademesine sızmak Örgütlerin komuta kademesine sızmak klasik sınır ötesinden operasyon idare etmekle yapılamaz, bunun için istihbarat servislerinin örgütün eleman temin ettiği ağı kontrol etmesi gerekir. Bunu oluşturmak için çok ciddi bir alt yapı çalışması, personel temini, lojistik destek ve yerel yardım kaynakları gerekir.İlgili risk bölgesine uygun personeli yetiştirmek veya yerel personel kaynağı oluşturularak, personelin “adaptasyon-dil-kültür-yaşam tarzı” gibi konularda hedef örgüte uyum göstermesi sağlanır. Ayrıca kurulacak organizasyonu finanse etmek için tespiti zor finans ağı kurulmalıdır. Bu süreçten sonra örgütün içinde kontrol edilen bir istihbarat ağı oluşur ve yönetici kadro etki altına alınır.

2.Örgütün yönetim kadrosuna yönelik bu sızma yapılamıyor ise örgütün ülke içindeki hücrelerinin hayat bulduğu sosyal ortam sürekli gözetim altında tutulmalıdır. Bu ortamda olası “hedeflerin” psikolojik yapıları, tüketim alışkanlıkları, ekonomik, ideolojik ve dini duyarlılıkları, sosyal yapının bireye etkisi, okudukları gazete, kitap, dergi, izlediği programlar ve internet kullanımı gibi konularla ilgili veriler neticesinde,  suça eğilimli ve hedef örgütün motiflerini içselleştiren ana tehdit yaratan hedefler ortaya çıkarılır. Teknik imkânlarla bu hedefleri izlemek mümkündür, ancak hedefin bir örgütsel bağ içinde olmadığından dolayı eylemi neyin, ne zaman, nasıl tetikleyeceğini teknik istihbarat ile tespit etmek mümkün değildir. Bunu tespit edebilmek için riskin var olduğu bölgede/bölgelerde istihbarat servisitoplanan veriler ışığında hedefleri, sosyal alanda görünür hale getirecek bir örgüt kurulmalıdır. Kurulan bu kontrollü örgüt sayesinde eylem hücrelerinin lojistiğini sağlayan unsurların bütün faaliyetleri izlenebilir hale gelir. Hiçbir eylem hücresi, yerel kaynaklardan destek almadan eylem yapabilmesi mümkün değildir. Çünkü bir eylemi gerçekleştirmek için ciddi bir hazırlık süreci gerekir. Eylem yapılacak yer ile ilgili keşif faaliyetleri, eylem malzemelerinin temini, eylemcilerin kalacağı yer gibi lojistik hizmetler örgütlerin yerel kaynakları tarafından yapılır. Yerel kaynakları izlenen bir hücrenin, eylem hazırlığında iken etkisiz hale getirmek mümkündür.

Özetle, etkin haber toplama yöntemi geliştirilemediği sürece, nitelikli bir istihbarat ürününün ortaya çıkması mümkün değildir. Nitelikli ürün oluşturulamadığı zaman, bilgi boşlukları tahmini, yorum ve değerlendirmelerle doldurularak ilgili birimlere iletilir. Bu tür belirsiz, içeriği net bir biçimde doldurulamayan raporlar; uyarılara rağmen eylemleri önlemesi gereken kolluk kuvvetlerini belli süre sonra rutinleşmenin verdiği etki ile duyarsızlaştırır. Dolayısıyla ortaya güvenlik açığı çıkar. Bütün bu aksaklıkları gidermenin temel yolu; proaktif istihbarat modelinin istihbarat ve güvenlik kuruluşlarımız tarafından benimsenerek etkili toplama yöntemlerinin geliştirilmesidir. Böylece kolluk kuvvetlerinin reflekslerinin yavaşlamasına sebep olan eksik ve muğlak bilgiler içeren istihbarat raporları amaca uygun düzeye getirilebilecektir. Tam zamanlı, ayrıntılı ve kaynağı kurutmaya yönelik bir istihbarat anlayışı, başta intihar eylemleri olmak üzere ülkemizin güvenlik sorunlarına cevap verecektir.
../.



11 Temmuz 2016 Pazartesi

İstihbaratta Milli Şuur Algısı


osmanlıda istihbarat ile ilgili görsel sonucu


Bülent ÖZDEMİR
St.Clements Üniversitesi
Klinik Psikoloji, 11/07/2016

Milletlerin tarihlerine bakıldığında  başarılarının  ardında yatan o millete inandırılmış olan
başarı gerekçesi vardır.Yani neden başarabilmesi gerektiği anlayacağı dille topluma inandırılmalıdır.

En bilinen tarihte Osmanlı İmparatorluğu’nda savaş ve fetih ruhunun gıdası: Cihad inancı ve
İslam dinini yayma inancıdır.

İşte aynı yöntem ya da aynı mantık istihbaratta da geçerlidir. Yani benim bu görevi yerine
getirmek için çalışmanın bir gerekçesi olmalı ve ben bunu kabul etmeliyim diye o insana veya o topluma inandırılmasıdır.

Artık günümüzdeki savaşların bilgi savaşı olduğunu kabul edersek, bunun da yolu ağırlıklı olarak  insan istihbaratından geçtiği bir gerçektir.Bu ihtiyacın yerine getirilebilmesi için insana verilmesi gereken, yapmasını istediğin görevi yerine getirebileceği inanç algısının verilmesidir.

Bu algıyı en iyi hissettiren istihbarat teşkilatları başarıya daha yakındır ya da daha fazla verim alır.

"Algı" dediğimiz şey nedir ve neden bu kadar önem taşımaktadır?

Algı kelime anlamı ile psikoloji ve bilişsel   bilimlerde duyusal bilginin alınması,
yorumlanması, seçilmesi ve düzenlenmesi anlamına gelir. İşte bu bilginin
anlamlandırılmasına yüklediğiniz anlam kavramı karşınızdaki kişinin anlamlandırma ile aynı ise mesajınız doğru verilmiş demektir.

Şimdi ilk akla gelecek olan şudur: Algının hangi yöne çevrilmesi verimi arttırır veya hedefe en kısa zamanda ulaştırır.

Benim   konuya   bakışım; Toplumumuzun sosyolojik ve psikolojik yapısı göz önünde
bulundurulduğunda, hassasiyetlerimiz ve değerlerimiz göz önünde bulundurulduğunda kullanılabilecek algı aracı, milli değerlerimiz ve hassasiyetlerimizdir…

Çünkü bizim için bağımsızlık, özgürlük, vatan sevgisi, toprak bütünlüğü, bayrak inancı en kutsal değerlerdir.

İstihbarat kavramını manevi bir  zeminde çok iyi kullanan devletler bulunmaktadır. İstihbarat konusuna neden kadar duyarlı olmalıyım? Neden sorumluluk duymalıyım? sorularının karşılığı bizim toplumumuzda şöyle cevap görmektedir: "Çünkü bu sorumluluğun dini kaynakları bulunmaktadır. Asil bir milletin üyesi olarak geleceğimiz için her türlü   sorumluluğu almalıyım. Bunu bir ayrıcalık olarak kabul etmeliyim." diyerek manevi ve milli bir sorumluluk algısı ile donatılmış olmasıdır.

Burada ki örnekte önemli bir ayrıntı da şudur...Bir çok ülkenin istihbarat servisi, personel sayısından çok daha fazla insanı kaynak olarak kullanmakta ve son derece başarılı olmaktadır. Bu ülkelerin istihbarat konusundaki başarılarının temel nedeni algının yoğunlaştığı alanı başarılı şekilde seçmelerinden kaynaklanmaktadır.  

Burada konuya biraz daha geniş açıdan bakarsak, zeka insanda vardır, azim insanda
vardır, başarma inancı insanda vardır. Yapılması gereken bu özelliklerin harekete geçirilmesini sağlamak ve aktif hale getirmektir. Bunun yolu da algıyı o yöne çevirmekten geçmektedir. 

Biz bu duyguları en  yoğun  şekilde  yaşayan  milletlerden biriyiz.Toplumumuzda bu duyguların aktif hale getirilmesi, yüksek verim alınması çoğu milletlerden daha kolaydır. Çünkü biz şanlı tarihinde bunların örneklerini çokça yaşamış bir milletiz.

Bu  duyguların bende harekete geçmesini sağlayan ve beni cesaretlendiren bir noktaya değinmeyi sorumluluk biliyorum. O da.. Son derece önemli bir farkındalığı, daha doğrusu toplumsal bir sorumluluğun yerine getirilmesini görev bilen insanlara teşekkür etmek isterim.

Onlar, ülkemizdeki istihbarat çalışmalarının akademik bir zeminde ele alınmasına katkı sağlayan ve konuların akademik bir düzlemde tartışılması halinde yol kat edileceğine inanan insanlardır.

Sonsuz teşekkürler, 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü….

Okuduklarımla, öğrendiklerimle, dinlediklerimle  istihbarat  kavramına bir de psikoloji
süzgecinden   geçirerek   değinmek   istedim. Kelimeler   kendiliğinden  döküldü. Anlayışınıza teşekkürler…



7 Temmuz 2016 Perşembe

Fidan Döneminde MİT: Kadrolaşmanın Milli Güvenliğe Zararları

MİT fidan atama ile ilgili görsel sonucu
Dr.Erhan Canikoğlu
Ankara, 07/7/2016


Milli İstihbarat Teşkilatı, Hakan Fidan’ın müsteşarlığa atandığı 26 Mayıs 2010 tarihinden itibaren yasal, yapısal ve personel açısından oldukça kapsamlı değişim ve dönüşümlere tabi tutulmuştur. Aynı dönemde ülkemiz milli güvenlik, milli güvenlik istihbaratı, dış güvenlik, dış politika ve terörle mücadele alanında son derece büyük tehditlerle karşı karşıya kalmıştır. Türkiye’nin dış politikası, iki kelime konuşabileceği son komşusu kalıncaya kadar, hoyratça yürütülmüş, ülkemiz yüzlerce terör saldırısıyla kan gölüne dönmüş, bombalar başkentimizi, dünyanın göz bebeği İstanbul’u, diğer metropolleri, sınır bölgelerini savaş alanına çevirmiş, dış güvenliğin sağlanması için yapılan yasal değişiklikler ne dış ne iç güvenliğe fayda sağlamıştır. Kuşkusuz bu durumun baş sorumluları bölücü ve yıkıcı terör örgütleri ile onların hamiliğini yapan yabancı devletlerdir.

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Chilcot Raporu ve TBMM’nin Tezkere Kararının Önemi

Chilcot Report ile ilgili görsel sonucu
Dr.Erhan Canikoğlu
Ankara, 6/07/2016


İngiltere eski Başbakanı Tony Blair hükümetinin Irak Savaşı (2003)’na ilişkin aldığı kararlarla ilgili en kapsamlı soruşturmanın bulgularını içeren ve 7 yıldır beklenen Chilcot Raporu kamuoyuna açıklandı.[1] Sir John  Chilcot’un başkanlığında raporunu tamamlayan Soruşturma Komisyonu İngiltere hükümetinin savaşla ilgili çok sayıda kusurunu ortaya çıkardı. Rapor’da Saddam Hüseyin’in 2003’te acil bir tehdit olmadığı, İngiltere’nin Irak’ın silahsızlandırılması yönünde barışçı tüm seçenekleri tüketmeden işgıale katılmayı seçtiği, işgal sonrasına yönelik planlama ve hazırlıkların yetersiz olduğu, İngiltere’nin Irak’ta savaşa katılmasının yasal temelinin mevcudiyetine ilişkin kararının tatmin edici olmadığı ve Irak politikasının kusurlu istihbarata dayandığı, vurgulandı.[2]

30 Haziran 2016 Perşembe

Türkiye-İsrail Mutabakatı: İnsani Yardım Krizinin Çözümü ve Siyasi Bedel


Dr.Erhan Canikoğlu
Ankara, 30/06/2016

İngiliz devlet adamı Palmerston’a göre “Devletlerin ebedi dost ve düşmanları yoktur, değişmez çıkarları vardır.”  Büyük ve köklü devletlerin siyaset anlayışları, dış politikaları, olay ve olgulara karşı tutumu, uluslararası topluma bakışı gün aşırı değişmez. Tüm politikalar ulusal çıkar denklemine dayandırılır. Türkiye'nin son 14 yılda dış politika konusunda başarılı olduğunu söylemek pek mümkün değil. Bunun başlıca sebebi genel siyaset anlayışına da hakim olan, gerçeklerden uzak bir değişim ve dönüşüm iddiası ve bu yaklaşımın yol açtığı aşağıdaki ortamdı;

29 Haziran 2016 Çarşamba

MİT’in Görevleri ve Ülkemizde Gerçekleştirilen Terör Eylemleri

atatürk havalimanı saldırı ile ilgili görsel sonucu
Dr.Erhan Canikoğlu
Ankara, 29/06/2016


Türkiye, Soğuk Savaş döneminde bloklar arası mücadelenin bir yansıması olarak uzun süre sağ-sol kavgasına maruz kalmış, çok sayıda vatandaşımız ve kamu görevlilerimizi terör eylemleri sonucunda hayatını kaybetmiştir. Öte yandan Ermeni ASALA Terör Örgütü’nün yurt dışında Türk misyon mensuplarına yönelik terör eylemleri sonucunda da onlarca diplomatımız ve görevlimiz şehit olmuştur. ASALA’nın eylemleri sona erince bu kez PKK terör örgütü 15 Ağustos 1984’de Eruh’ta başladığı eylemleriyle vatandaşları, kamu görevlilerini, güvenlik güçlerini ve askerleri hedef almış, 15 Ağustos 1984’den 22 Haziran 2010’da başlayan Demokratik Açılıma kadar 6653 resmi görevli, 5687 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.[1]